Bir Trakya Serüveni

Yıllar geçse de eskimeyen, mesafeler uzasa da kopmayan o meşhur Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dostluğumuzu yollara döktüğümüz; bol kahkahalı, bol yemeli ve epey “maceralı” bir Trakya serüveni bu. Bolu’dan başlayıp Kırklareli ve Edirne’ye uzanan, yol boyunca hatıraların tazelendiği bu hafta sonu kaçamağının rotasında tarihi mekanlar, lezzetli duraklar ve bitmek bilmeyen tatlı çekişmeler var.
Bu destansı yolculuğun kahramanlarını kısaca bir tanıyalım:
-
Bolu Expresi: Halil Yiğiter
-
Sakarya Tayfası: Abdullah İnce, İlhami Babamgül ve bendeniz Mücahiddin Şentürk
-
İstanbul Ekibi: Ahmet Murat Gedikoğlu, Mehmet Şimşek ve Enver Günaydın
-
Trakya Ev Sahiplerimiz: Kırklareli Müftüsü Yusuf Eviş, Ömer Faruk Ocakoğlu ve Edirne’nin “Pomak Kral”ı Mustafa Gürler
İşte 7 kişi yola çıkıp, ev sahiplerimizin de katılımıyla 10 kişilik dev bir kadroya dönüşen gezimizin detayları…
17 Nisan Cuma: Yola Çıkış ve “Güvenli Sürüş” Temalı İlk Gün
Hikayemiz, Cuma namazı çıkışı Halil Yiğiter’in Bolu’dan Sakarya’ya doğru marşa basmasıyla başladı. Halil önce Abdullah İnce’yi, ardından İlhami Babamgül’ü alarak bana ulaştı. Burada ufak bir araç değişikliği yaptık ve direksiyonu devraldım. İstikametimiz, İstanbul’daki dostlarımızla buluşmak üzere Çekmeköy’dü.
Ahmet Murat, Mehmet ve Enver ile buluşup tam kadro olduktan sonra Kırklareli’ne doğru asıl yolculuğumuz başladı. Tabii yol boyunca şahsıma yönelik ciddi bir “mobbing” yaşandı diyebilirim! Yavaş, sakin ve son derece güvenli sürüş tarzım, arkadaki hız tutkunları tarafından sürekli tiye alındı. Ama bir kaptan olarak bu şakalara kulak tıkadım ve vakarımı bozmadan o direksiyonu tutmaya devam ettim. Güvenlik her şeydir beyler!
Kırklareli mihmandarımız Ömer Faruk Ocak oğlu ile güzel bir muhabbet.
Kırklareli’ne Varış ve Açlık Krizim
Akşam 22.00 sularında Kırklareli’ne ulaştığımızda, okuldan arkadaşımız olan Kırklareli Müftüsü Yusuf Eviş’in misafiri olarak Orman İşletmesi misafirhanesine yerleştik. Tabi o saate kadar benim kan şekerim çoktan yerlerde sürünmeye başlamıştı. Eşyaları atar atmaz kendimi dışarı, yemek bulma ümidiyle sokaklara attım.
Kırklareli Millet Bahçesi’nde, Kırklareli Üniversitesi’nde görevli okul arkadaşımız Ömer Faruk Ocakoğlu ile buluştuk. Açlığın verdiği yetkiye dayanarak Ömer Faruk’a “tatlı sert” bir baskı uygulayıp bizi acilen yemeğe götürmesini sağladık. Yemekler şahaneydi ama daha da şahane olan kısmı, “misafir ağırlığı” kozumuzu kullanarak hesabı ustalıkla Ömer Faruk’a ödetmemizdi! Güzel bir çay ve hoş sohbetin ardından dinlenmek üzere odalarımıza çekildik.
Geceyi Bölen O Meşhur Feryat
Tam uykuya dalmış, günün yorgunluğunu atıyorduk ki gecenin sessizliğini Abdullah İnce’nin feryadı bozdu! Mehmet Şimşek ile aynı odayı paylaşan Abdullah, odada nasıl bir travma yaşadı, Mehmet ona ne anlattı ya da ne yaptı inanın hala tam bir sır. Bildiğimiz tek şey, Abdullah’ın o saatte pılısını pırtısını toplayıp Enver, Halil ve benim yanıma sığındığıdır. Mehmet ise gezinin geri kalanında odayı “tek başına” kullanmanın haklı gururunu (ya da yalnızlığını) yaşadı.

18 Nisan Cumartesi: Aç Gezenler Cemiyeti Edirne’de
Sabah namazıyla birlikte güne zinde başladık ve Edirne’ye, okuldan arkadaşımız, nam-ı diğer “Pomak Kral” Mustafa Gürler’in yanına doğru harekete geçtik. Yol kenarlarında uçsuz bucaksız uzanan sapsarı kanola tarlalarını görünce dayanamadık, inip birkaç artistik poz verdik.
Edirne girişinde Mustafa ile buluştuk. Biz “Hadi kahvaltı” dedikçe, Mustafa “Kahvaltı saati gelene kadar birkaç yer gezelim” diyerek bizi aç aç Edirne sokaklarına vurdu.
-
Hasan Sezai Dergahı: İlk durağımız, Edirne’nin manevi muhafızlarından sayılan ve Gülşeniyye tarikatının Sezaiyye kolunu kuran Hasan Sezai Hazretleri’nin dergahı oldu. Mehmet, tarihi ahşap kürsüyü boş bulunca hemen çıkıp hayallerini gerçekleştirdi ve bol bol poz verdi. İndikten sonra, “Tüh be, keşke o kadar çıkmışken bir Hz. Ömer hikayesi anlatsaydım!” diyerek hayıflandı ama o hakkını gezinin ilerleyen saatlerine erteledik.
-
Dar’ül Hadis Camii: Sultan II. Murad döneminde yaptırılan ve bahçesinde Osmanlı şehzadelerinin kabirlerini barındıran bu manevi mekanı da ziyaret ettikten sonra artık açlığa dayanacak gücümüz kalmamıştı.

Meriç Kenarında Kahvaltı ve Karaağaç
Trakya Üniversitesi Meriç Sosyal Tesisleri’ne geçip o beklediğimiz muhteşem kahvaltıya kavuştuk. Çaylarımızı ise estetik mimarisiyle göz dolduran Mecidiye Köprüsü manzarasına karşı yudumladık. Ardından tarihi Karaağaç bölgesine geçtik. Günümüzde Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet veren, Mimar Kemalettin’in eseri o meşhur Eski Tren Garı’nı, nostaljik kara treni ve Lozan Anıtı’nı gezdik. Tam oradan ayrılıyorduk ki, bir anda nereden çıktığı belli olmayan davul zurna sesleri duyduk. Kafamızı çevirdiğimizde Mehmet çoktan müzisyenlerin arasına karışmış, göbek atıyordu!
Kırkpınar Er Meydanı
Tarih ve Pehlivanlık Hayalleri
Balkan Savaşları’nda Şükrü Paşa’nın kahramanca Edirne savunmasını yönettiği, şehrin en büyük askeri yapılarından biri olan Hızırlık Tabyası devasa ve çok etkileyiciydi. Tarihin o ağır havasını solumak bizi bir hayli yordu. O sırada Kırklareli’nden gelen Ömer Faruk da ekibe dahil oldu. Su sesi ve musikiyle şifa dağıtan meşhur Darüşşifa’sıyla bilinen Sultan II. Bayezid Camii ve Külliyesi’nde öğle namazımızı eda ettik.
İstikametimiz meşhur Kırkpınar Er Meydanı‘ydı. Ancak Er Meydanı’na varmadan önce aramızda beliren o ufak “değişimi” itiraf etmeden geçemeyeceğim: Trakya’nın havası ve suyu hepimize çoktan sirayet etmişti! Yol boyunca farkında olmadan herkesin diline o meşhur ifade pelesenk olmuş, cümle sonlarımızı birer “…be ya” ile süslemeye başlamıştık. Kendi aramızdaki bu eğreti ama bir o kadar da komik Trakya şivesi denemelerimizle, yöreye tam uyum sağlamış bir şekilde kahkahalar eşliğinde alana ulaştık.
Er meydanını görünce gaza gelen birkaç arkadaşımız “Hadi çimlere çıkıp güreş tutalım be ya!” hevesiyle sahaya adım atacakken, yeni ekilmiş çimler nedeniyle yetkililerden anında sarı kartı gördüler. Böylece içimizdeki pehlivanlık aşkı, daha başlamadan yeşil sahalara gömülmüş oldu.
Eski Camii önündeki muhteşem hat yazıları önünde fotoğraf çekmeden olmazdı.
Ciğer, Camiler ve Bol Fotoğraf
Şehir merkezine inip Osmanlı mimarisinde merkezi kubbeye geçişin ilk adımlarından olan ve ismini o meşhur üç şerefeli minaresinden alan Üç Şerefeli Camii‘yi ve hemen ardındaki Fatih Sultan Mehmet Müzesi‘ni gezdik. Tabi o kadar yürüyüşten sonra yine fena acıktık. Edirne Bedesteni’nin içinden süzülerek kendimizi meşhur Edirne ciğercisine attık.
Muazzam ciğer ziyafetinden sonra ikindi namazı için Eski Camii‘ye geçtik. Duvarlarını süsleyen o devasa ve muazzam hat yazılarıyla insanı büyüleyen bu ulu mabette onlarca fotoğraf çekildik. Sonra sıra, Edirne’nin tacı, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dediği Selimiye‘ye geldi.
Selimiye’yi her açıdan fotoğrafladık.
Selimiye etrafında tam bir fotoğraf çılgınlığı yaşandı:
-
Mimar Sinan heykeliyle Selimiye pozu
-
Edirne yazısıyla Selimiye pozu
-
Tek başına Selimiye pozu
Fotoğraf faslı bitince caminin altındaki çay ocağında biraz soluklandık. O sırada Enver tek başına kalkıp, içindeki o eşsiz çinileriyle meşhur Muradiye Camii‘ne gitmek isteyince, zarif mihmandarımız Mustafa, “Olmaz öyle tek başına, hep beraber gideceğiz” diyerek grubu bir arada tuttu.

Günün Zirvesi: Selimiye’de Akşam ve Yatsı
Muradiye Camii’nin o incelikli işçiliğini de gördükten sonra, akşam namazı için tekrar muhteşem Selimiye Camii’ne geçtik. Namazdan sonra Cami İmamı Fatih Hocamızla tanıştık. Sohbeti o kadar tatlı, o kadar sarıp sarmalayıcıydı ki, yatsı ezanı okunduğunda zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Yatsı namazını da orada eda ettik. Gezinin manevi olarak en güzel, en unutulmaz anı ise namaz sonrası arkadaşımız Abdullah’ın o devasa kubbenin altında Amenerrasülü okumasıydı. Bizi harika ağırlayan Mustafa’ya ve Fatih Hocamıza veda ederek, geceyi geçirmek üzere Kırklareli’ne geri döndük.
Kırklareli Müftüsü Yusuf Eviş, Mustafa Gürler ve Ömer Faruk Ocakoğlu’na misafirperverliklerinden dolayı teşekkür ederiz.
19 Nisan Pazar: Dost Meclisi ve Eve Dönüş
Sabah kalktığımızda bizi harika bir sürpriz bekliyordu. Edirne’deki dostumuz Mustafa, dünkü muhabbetin tadı damağında kalmış olacak ki, erkenden yola düşüp Kırklareli’ne bizim yanımıza gelmişti. Ömer Faruk zaten bizimleydi. Sevgili Kırklareli Müftümüz Yusuf Eviş hocamızın sabah kahvaltısı misafiri olduk. Böylece tam 10 kişilik, eski anıların havada uçuştuğu, kahkahaların eksik olmadığı harika bir kahvaltı sofrası kurduk. Yusuf Eviş hocamızın Kırklareli’nde yaptığı o güzel hizmetleri bizzat dinlemek ve görmek hepimizi gururlandırdı.
Bu güzel misafirperverlik için teşekkür edip Kırklareli merkezini gezmeye başladık. İlk durağımız, şehrin en eski ibadethanelerinden biri olan 14. yüzyıl yadigarı tarihi Hızır Bey Camii oldu. Ve işte beklenen o an geldi! Edirne’de içinde ukde kalan o meşhur Hz. Ömer kıssasını anlatmak için Mehmet sonunda aradığı kürsüyü bulmuştu. Hemen tarihi kürsüye çıktı ve İlahiyat Fakültesi yıllarımızdaki o kendine has, klasik üslubuyla kıssayı anlatmaya başladı. Onun bu tatlı hali hepimizin yüzüne kocaman bir gülümseme kondururken, bizi o eski, kaygısız ve güzel öğrencilik günlerimize alıp götürdü.
Cami ziyaretinden sonra biraz efor sarf edip tepedeki bir çay bahçesine tırmandık ve orada dinlendik. Şehre inince Kırklareli’nde dil okulu bulunan arkadaşımız Berkan’ı ziyaret edip onun da çayını içtik. Artık dönüş vakti gelmişti; Mustafa ve Ömer Faruk ile vedalaşıp yola koyulduk.
Kırklareli Hızır Bey Camii
Kapanış: Ahmetbey Köftesi
Trakya’ya gelip de köfte yemeden dönmek olmazdı. Bize özellikle tavsiye edilen Ahmetbey beldesine uğrayıp o meşhur Ahmetbey köftelerinin hakkını verdik. Ahmetbey Çarşı Camii’nde öğle namazımızı kılıp İstanbul’a doğru yola çıktık. Önce İstanbul’daki arkadaşlarımızı evlerine bıraktık, sonra biz Sakarya’ya ulaştık. Kapanışı yine ilk yola çıkan Halil yaptı; Abdullah ve İlhami’yi evlerine bıraktıktan sonra Bolu’ya dönerek bu muhteşem serüveni noktaladı.
Üzerimizdeki hamlığı attığımız, dostluğumuzu tazelediğimiz bu harika hafta sonu, gelecekteki nice güzel gezilerin de ilk kıvılcımını yakmış oldu. Yeni yollarda, yeni maceralarda görüşmek üzere!
—
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.
The post Bir Trakya Serüveni first appeared on CRB Haber.
Bir yanıt yazın